
Milano, Santa Maria della Grazie katedrali. Bu mabedi benzerlerinden ayıran birçok özelliğin yanında öne çıkan Da Vinci’nin “Son akşam yemeği” freksidir. Yüksek Rönesans döneminin mükemmel bir örneği olan bu hikaye tablosu 1495 – 1498 yıllarında Duke Lodovico Sforza’nın talebi ile katedralin yemekhanesinde duvara resmedilir. Bu tablonun yapılmasında ise bir hikaye saklıdır.
Da Vinci bu resmi yaparken iki karakter üzerinde yoğunlaşmıştı. Bir taraftan İyiyi, masumiyeti ve günahsızlığı Hz. İsa’nın yüzünde diğer taraftan kötülüğü, günahı, ihaneti de Yahuda İskariot’un yüzünde tasvir etmek istiyordu. Bunun için model aramaya başladı. Ancak aradığı modelleri bir türlü bulamıyordu.

Derken bir akşam konser davetine katıldı. Onur konuğu olarak korodakileri ve orkestrayı seyrediyor ve konserin tadını çıkarıyordu. Orkestrada ise bir sima dikkatini çekmişti. Duruşu, dinginliği, masumiyeti ve güzelliği ile “işte aradığım İsa modeli” dedi kendi kendine. Keman virtüözü bu genç adamı eskiz çalışmalarına poz vermesi için atölyesine davet etti. Sanatçı bu daveti seve seve kabul etti. Leonardo Da Vinci sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Hz. İsa’nın yüz modeli tamamdı. Şimdi sıra ona ertesi gün ihanet edecek olan Yahuda’nın modelini bulmaya gelmişti. Son akşam yemeği neredeyse tamamlanmıştı. Ünlü ressam ihanetin modelini arayama devam ediyordu.
Aradan 3 yıl geçmiş, resmi talep eden katedralin kardinali eseri bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başlamıştı.

Uzun süredir ihanete model olacak kişiyi arayan Leonardo bir akşam vakti yürüyüşe çıktı. Bir köprünün ayakları altında boylu boyunca uzanan sarhoş bir adama rast geldi. Adamın yüzüne dikkatlice bakınca yardımcılarından adamı atölyesine taşımalarını istedi. Atölyede sarhoşluktan sızmış bu adama bakan Da Vinci aradığı kişinin bu olduğunu anladı. Hemen tuval, boya ve fırçalarını hazırlamaya başladı.
Ne zaman sonra sarhoş yavaş yavaş ayılarak etrafı baygın gözlerle süzdü. Ressam ile göz göze gelince “ben daha önce burayı görmüştüm” dedi. Leonardo ise bunun imkânsız olduğunu kendisini tanımadığını hem tanısa bile bu atölyeye izni dışında kimsenin girmesinin mümkün olmadığını ifade etmeye çalıştı. Ancak sarhoş adam ısrarlı bir şekilde “hayır ben bu odayı daha önce gördüm” dedi. Da Vinci adamın bu kararlı ifadesi karşısında “anlat o zaman, ne zaman gördün” deyiverdi. Saçı keçel, sakalları uzun ve dağınık, üstü başı da bir o kadar pejmürde olan bu berduş adam anlatmaya başladı:
“Bundan üç dört sene evveldi. Milano’da büyük bir konser veriliyordu. Bende bu konserde görevli idim. İyi bir keman virtüözü olarak gelecek vadediyordum. Bir çok hayalim vardı. O akşam konserden sonra sen beni atölyene davet ettin. Model olarak. İşte o zaman bu odayı görmüştüm.”

Da Vinci bir yandan hayret ve azami dikkatle adamı dinlemeye devam ediyor, bir yandan da hikâyenin bu noktaya nasıl geldiğini merak ediyordu.

“Benim bir bağımlılığım vardı, kumar. Bu illet her gün cebimden ve hayatımdan beni tüketmeye devam ediyordu. Ben ise her tükenmiş günün ardından ertesi gün için tövbe edip “bir daha asla!” diyordum. Ancak bu tövbem her gün oluyordu. Güzel bir eş ve mutlu bir yuva, bana yeterli gelmedi. Ve hırsımın kurbanı olarak bağımlılığıma her gün devam ettim. Ben sözümde duramadım ve o illeti hayatımdan çıkaramadım.
Ancak sevgili eşim beni hayatından çıkartamaya karar verdi ve boşandı. Ben onun yokluğunda bir de alkolün pençesinde parçalanamaya başlamıştım. Orkestradan atılmış bir vaziyette beş parasız ve berduş bir hayat artık kaderim olmuştu. İşte bu halde zemin döşeğim, gökyüzü de yorganım oldu. Sen beni bu halde iken buldun”
Da Vinci hikâyeden etkilenmişti. Ancak daha etkili olan birkaç yıl önce masumiyet ve günahsızlığın aynası olan bu sima şimdi ise kötülük, günah ve kendi hayatına ihanetin sembolü oluvermişti. Aslında her bir günah iradenin yüzüne savrulmuş bir tükürüktü. Bu adam bunun yaşayan kanıtı idi. Tıpkı Yahuda İskariot gibi.
Bu hikaye bize İnsanın kendi iç dünyasında iki çekirdek taşıdığını birinin iyilik diğerinin kötülük eksenli olduğunu hangisini besler isek onun filizlenip boy verdiğini ve ahirette karşımıza devasa bir ağaç olarak çıkabileceğini anlatmaktadır. İman dairesinde havari ruhlu bir insan, içinde manevi bir tûbâ-i cennet (cennet ağacı) çekirdeğini taşıyor. Küfür dairesinde yuvarlanan bir insan ise içinde zakkum-u cehennem (cehennem ağacı) tohumunu saklıyor. Mesele hangisini besliyor ve büyütüyorsunuz?

Son akşam yemeği, sırlarla örülmüş hikayelerin adıdır adeta. İslam kaynaklarında da bir yemek tasviri ve hikayesi vardır. Kur’an-ı Kerim’de “Maide” suresi Hz. İsa’nın havarileri ile yediği yemekten bahseder. Sofra anlamına gelen Maide, hikâye olarak bir yemeği resmederken, anlam yüklü bir başka manasında ise Kur’an denen aşçının insanlığa bir sofra sunduğunu ifade etmektedir. Surenin üçüncü ayeti “Bugün size dininizi tamamladım” yani “Artık sofrada hiçbir şeyi eksik bırakmadım” anlamını taşımaktadır. Bu ayet bu sofradan en iyi şekilde beslenen insanın Hz. Muhammed (sav), en güzel beslenen insanlarında Sahabe olduğunu onların beslendiği zamanın ise Asr-ı aadet olduğunu gösteriyor.
Maide suresi ismini Hz. İsa’dan istenen bir mucizeden alır. Ayetlerde havarilerin “kalbimiz mutmain olsun” diye gökten kendilerine bir maide/sofra gelmesini istedikleri yazar. Mucizeler istenmeden gelirse ikram olarak gelmekte iken talep edilmesi halinde sınav devam ederken, soruların cevabını tahtada görmeyi istemek gibi bir şeydir.

Hz. İsa’nın bu talep karşısında ellerini açarak şöyle dua ettiği yazmaktadır: ”Ey Rabbimiz bize gökten öyle bir sofra indir ki, geçmiş ve gelecek nesillerimiz için (kutlanacak) bayram ve senin tarafından bir mucize olsun. Bize bu rızkı lütfet. Zira sen rızık verenlerin en hayırlısısın.”
Yüce Allah Mesih Aleyhisselam’dan gelen bu duayı kabul eder ancak bir uyarısı da vardır: “Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size göndermesine gönderirim fakat (bunun bir bedeli var) bundan sonra içinizden kim (o mucizeyi gördükten sonra) inkâr ederse, dünyada hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”
Geçmiş ve gelecek olan her şeyi bilen Yüce Allah ertesi gün ihanet edecek olan havariyi, belki de rahmetinin tecellisi olarak son bir kez daha uyarmak istemişti.
En iyisini Yüce Allah bilir.
———Son——-