Zamanda bir yolculuk olsa nereye ve hangi döneme gitmek isterdiniz? Bu sorunun cevabı aslında yok. Henüz…
Ancak hayalen gitmemiz için hiçbir engel söz konusu değil.

Göğe yükselen Hz. İsa bir başka yaşam boyutunda. Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi Romalılar yanıldıklarını sonradan anladılar. Peki o gün astıkları adam kimdi?

Son anda ihanet ettiği iddia edilen Yahuda İskariyot büyük bir iftiraya mı maruz kaldı. Bir kurban gerekliydi ve bu olayı izah etmenin başka yolu yok muydu?
Ya da o gün asılan kişi ihanet değil de sadakati sebebiyle mi büyük bir imtihan yaşadı.
Romalılar Hz. İsa’nın peşine düşmüşler zenga zenga bir başka ifade ile sokak sokak O ve havarilerinin avına çıkmışlardı.
İnandıkları kitabı içselleştirememiş ve az bir dünya menfaati için Allah’ın ayetlerini eğip bükmüş olan Yahudi ruhbanları da av partisine iştirak etmişlerdi.

Hava da bu sefer şehadet kokusu vardı.

Hz. İsa son akşam yemeğinde havarileri ile sohbet ediyor onlara bir peygamberin yapması gereken son vazifeyi yerine getiriyordu. Gözleri dolmuştu. Kalbi kırıktı. Her peygamberin yaşadığını o da yaşamıştı. Ve yaşıyordu. İçinden çıktığı kavmi onu anlamamış anlamak istememişti. Ona tüm genişliğine rağmen dünyayı dar etmişti. Dışlamış, hain ilan etmiş ve asi olarak damgalamıştı.
Öyle ki tarihte Barabbas meselesi olarak nam yapmış ibretlik sahnelere şahitlik etmişti insanoğlu;
Hz. İsa ile aynı zamanda hapiste bulunan Barabbas adında bir caninin hikayesi.
Barrabas olayı, insaoğlunun suçu, suçluyu, kötülüğü tercih edip, iyiliği ve erdemi ise cezalandırdığı ibretlik olaydır. Bu olay İncilde’de geçmektedir. Peki Barrabbas kimdir?


Bir zamanlar Romanın yönetiminde olan Kudüs’te çok kanlı olaylara karışmış, insan öldürmüş bir hayduttur Barabbas. Roma valisi Potius Pilatus tarafından zindana atılmıştır. Barrabas’ın hücre arkadaşı ise Hz İsa idi. Her yıl kutlanan Fısıh bayramı nedeni ile Roma geleneklerine göre vali halkın istediği bir mahkumu affederdi. O sene affedilmeyi bekleyen iki kişi vardı. Barabbas ve Hz. İsa. Vali halka sordu kimi affedeyim diye? Cevap şaşırtıcı idi. Halk Hz. İsa’yı çok iyi tanımasına rağmen bir o kadar iyi tanıdığı Barabbas’ı tercih etmişti. Akıl ile izah edilemeyecek bir seçimdi bu.
Affedilen Barabbas çıkar çıkmaz tekrar suç işlemiş adam öldürmüştü. Yine zindana attılar.
Ertesi yıl yine Fısıh bayramında Vali af için halka iki seçenek sundu. Kaderin cilvesi yine aynı iki aday vardı. Hz. İsa ve Barabbas. Vali sordu: “Ey Yahudiler ve Kudüs halkı. İçinizden tanıdığınız ve bildiğiniz İsa’yı mı yoksa Barabbas denen caniyi mi af edeyim.” Halk bu sefer de ibretlik bir tercih de bulunur ve Valiye şu cevabı verirler “Ey yüce vali Barabbas’ı affet.”

Eli kanlı bir haydutu tercih eden halk kötülüğü kanıksamış, iyiliği ise dışlayıp, cezalandırmıştı. Kalabalıkların doğal refleksi miydi bu yaşananlar?
İşte geçmişte Barabbası tercih eden kalabalıklar şimdi ise onu öldürme yarışına girmişlerdi.
Bir gece önce idi. Hz. İsa daralan Kudüs’te en geniş enginlere namzet bir eda ile ellerini açtı ve şu duayı yaptı.

“Allah’ım güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi, insanlar nazarında düştüğüm hor ve hakir durumumu sana arz ve şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen zor ve sıkıntılı durumlarda olanların, zulüm altında zayıf düşürülmüş olanların Rabbi’sin. Benim de rabbim ancak Sen’sin. İlahi beni kime bırakıyorsun? Kötü sözlü, kötü yüzlü insanları mı? Sen beni zalim bir düşmanın eline düşürmeyecek, onları bana hüküm geçirtecek bir konuma getirmeyecek kadar merhametlisin.”
Sonra Hz. İsa havarilerine döndü ve sordu: “Cennette bana komşu olmak isteyeniniz kim?” Bu bir soru değil bir müjdeydi belli ki bir şartı vardı. Ancak havariler Mesihin zaten yol arkadaşları değil miydi? Her ne kadar böyle de olsa cennette bir peygambere komşu olmak için yeterli değildi anlaşılan. Zira Cennet ucuz değildi. Pahalı yaşamayı gerektiriyordu.

Ancak derdi dünya olanların anladığı şekilde bir pahalı yaşam değildi kasdedilen. Pahalı yaşamak eğer ahiret adına olursa; yeri doldurulamayacak bir adanmışlıkla hiç kimsenin yapamayacağı bir hayat sürmek, acı ve sabrı birlikte yoğurmak demekti.
Bu soru karşısında hiç tereddüt etmeden genç bir inanmış Hz. İsa’ya “Ben ey Mesih” dedi. Bu genç havarilerden miydi, Yahuda mıydı yoksa Hz. İsa’ya inanmışlardan mıydı? Ne fark eder ilk “ben” demişti ya…

Meryem oğlu İsa tekrar sordu “Cennette bana komşu olmak isteyen kim?”
Genç kimseye fırsat vermeden atıldı ve “Ben ey Mesih” dedi.
Mesih üçüncü kez sordu ve cevap gecikmeden geldi: “Ben ey Mesih”, yine aynı gençti cevap veren.
Hz. İsa gence baktı belli ki yardan ve serden geçmişti bu genç. Şöyle sürdürdü konuşmasını Hz. İsa: “Bu isteğin kolay olmayacak. Her türlü zorluğu en acısından karşılaman gerekecek belki de”
Genç ne olursa olsun Hz. İsa ile cennette komşu olmak istiyordu. Ve Hz. İsa gözü yaşlı bir şekilde gence baktı ve İnşallah cennete bana komşu olursun dedi. Çünkü gencin yaşayacağı imtihanı peygamber feraseti ile görmüş ancak akıbeti ve sonucu konusunda endişe etmişti.
Ertesi gün havada dehşet hakimdi. Roma ve Yahudiler aradıklarını bulmuş olmanın sarhoşluğu ve çılgınlığı ile Hz. İsa’nın kapısının önüne gelmişlerdi bile. Kapıyı kırmaları ile girmeleri bir oldu. Oda da gördükleri kişiyi yaka paça edip sürüklemeye başladılar.
“İşte İsa” diye ağızlarını köpürterek naralar atıyorlar. Bu naralara kırbaç şakırtıları yön veriyordu.
Kudüs’ün payına bir gece önce İsa Mesihe adanmış bir genç düşmüştü. Gence ise dünyada acıların en büyüğü ve Golgota tepesi…

Halk çılgınlar gibiydi her bir eziyet sesi onlara haz veriyordu. O anki tablo şunu söylüyordu insan oğluna: “Cehennem lüzumsuz değil…”
Adanmış bir ruh Hz. İsa için kedini feda etmişti. Tıpkı Yüzyıllar sonra gelip son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) havarisi olan Hz. Ali gibi…
Peki Hz. İsa’nın göğe yükseltildiği gerçeğinin yanında çarmıhta feda edilen kimdi? İşte Davinci’nin son akşam yemeği freksi o gece ve ertesi gün adına insanlığa bir ipucu verse de gerçeği ancak Allah bilir.
Leonardo Davinci bu eserini fırçası ile ölümsüzleştirirken başına çok ilginç bir olay gelecekti. Bu olay neyin işareti olabilirdi ve neyi haber veriyordu? Yoksa, Davinci’nin gizemli bir başka şifresini mi?