İslam, kadın haklarına büyük önem veren bir dindir. Kuran’da ve hadislerde kadınlara dair birçok hak ve sorumluluk yer almaktadır. Bu haklar arasında eğitim, çalışma, miras, evlilik, boşanma, adalet ve güvenlik gibi konular yer almaktadır.
Maalesef günümüzde özellikle de sosyal medyada sanki İslam dini kadına hiçbir hak vermiyormuş ve sanki kadın köleymiş gibi lanse ediliyor. Bakalım Kur’an ve efendimizin(s.a.v) hadis-i şerifleri bu konuda ne diyor!

Eğitim Hakkı:
İslam öncesi insanlar kız çocuğuna sahip olmayı utanç vesilesi sayarken Allah Rasûlü (s.a.v) onları yetiştirmeyi cenneti kazanma yolu olarak göstermiştir:
“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyâmet günü o kimseyle ben, şöyle yanyana bulunacağız” buyurmuş ve parmaklarını bitiştirmiştir. (Müslim, Birr, 149; Tirmizî, Birr, 13/1914)

“Bir erkeği terbiye ettiğinizde bir insanı yetiştirmiş olursunuz. Bir kadını terbiye ettiğinizde ise bir âileyi, hatta toplumun büyük bir bölümünü yetiştirmiş olursunuz.”
Bu cümle, kadınların toplumdaki önemini vurgulamaktadır. Bir erkeğin terbiyesi ve eğitimi, onu bir birey olarak yetiştirir. Ancak, bir kadının terbiyesi ve eğitimi, onu sadece bir birey olarak değil, aynı zamanda bir anne, bir eş, bir kız kardeş ve bir toplum üyesi olarak da yetiştirir.
Bir kadının terbiyesi ve eğitimi, onun çocuklarını nasıl yetiştireceğini, eşine nasıl davranacağını, ailesine nasıl katkıda bulunacağını ve toplumda nasıl bir rol oynayacağını belirler. Bu nedenle, kadınların eğitimi, toplumun geleceği için çok önemlidir.
“Bunun aksine eğitimine ihtimam gösterilmemiş bir kadın, topluma büyük zararlar verebilir, etrafındaki pek çok insanı ahlâksızlığa sürükleyebilir.”

Bu cümle, kadınların eğitiminin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Bir kadının eğitimi ihmal edilirse, bu durum toplumda olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Eğitimine ihtimam gösterilmemiş bir kadın, çocuklarına yanlış davranışlar öğretebilir. Bu durum, çocukların ahlaki gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, eğitimine ihtimam gösterilmemiş bir kadın, eşine ve ailesine saygısız davranabilir. Bu durum, aile içi huzursuzluğa ve hatta şiddete yol açabilir. Unutulmamalı ki aile toplumun çekirdeğini oluşturmaktadır. Ailenin bozulması aynı zamanda toplumun da bozulması demektir.
“Allah Rasûlü (s.a.v) öncelikle kendi hanımlarının tâlim ve terbiyesiyle yakından meşgul olurdu.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v), kadınların eğitiminin önemini çok iyi biliyordu. Bu nedenle, kendi hanımlarının eğitimiyle yakından ilgilenirdi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), her gün ikindi namazını müteakip hanımlarını tek tek ziyaret eder ve onlarla sohbet ederdi. Bu sohbetlerde, onlara dini ve ahlaki konularda öğütler verir, onlara Kur’an dan ayetler okurdu.
Akşamları ise bütün aile bireyleri, Peygamber Efendimiz’in yanında kalacağı hanımının odasına gelirdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v), orada aile fertleriyle birlikte sohbet eder, onlara öğütler verir ve onlara dini ve ahlaki konularda bilgiler verirdi.
Çalışma Hakkı
Kadın, mali ve ticarî alanlarda erkeklerle eşit konumda olup, kadın olması sebebiyle herhangi bir kısıtlamaya maruz değildir; ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip oldukları bütün hak ve yetkilere sahiptir. İslâm dininde erkek–kadın ayrımı yapılmaksızın, çalışıp kazanmak teşvik edilmiş,
İslam’a göre kadınlar, erkeklerle eşit olarak çalışma hakkına sahiptir. Kuran’da şöyle buyurulur:
“İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 53/39);
“… Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allâh’ın lütfundan nasibinizi isteyin…” (Nisa 4/32)

buyurulmuştur. Çalışma kapsamında değerlendirilen ticaret ile ilgili,
“Ey iman edenler, mallarınızı aranızda haksız bahanelerle yemeyin. Ancak kendiliğinizden rıza ile yaptığınız bir alışveriş bunun dışındadır. Kendi kendinizi de öldürmeyin! Allah size karşı gerçekten merhametlidir..” (Nisa, 4/29) âyeti ile
“Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Büyû’ 5)
hadisinde kadın-erkek ayrımı söz konusu değildir.
Bu ayetler ve hadis-i şerifte, kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın her insanın çalışarak kendi geçimini sağlaması gerektiği ifade edilmektedir. Bu hüküm, her hangi bir ayrım yapılmadığından kadınlar için de geçerlidir.
Peygamberimiz (s.a.v.) de kadınların çalışmasını desteklemiştir. Bir hadiste şöyle buyurmuştur:
“Kadın kendi evini, kendisinin ikametine tahsis etmesi için kocasına kiraya verebilir.” hükmü örnek olarak verilebilir. (bk. İbnü’l-Hümam, Fethul-Kadir, 3/321-339)
Bu hadis-i şeriften de anlaşılabileceği gibi kadının çalışarak kazandığı veya miras yoluyla kendisine kalan malın kullanımı ve tasarrufu kendisine aittir. İslamın hükmüne göre kocası eşine ait olan malda hüküm sahibi değildir.
Yine, koca fakir, karısı zengin de olsa mükellef kocadır. Kadın, kocanın nafakasından mesul tutulamaz. Hatta sakatlık vb. durumlar yüzünden kendisinden ve karısının nafakasını teminden aciz bulunan koca hakkında da aynı hüküm geçerlidir. Bu durumdaki kocanın nafakası zengin karısı tarafından değil hısımları (kocanın yakın akrabaları) tarafından karşılanacaktır. Öyle ki, kadının kocasından alacağı evlilik nafakası, zaman aşımına uğramayan bir borçtur. Kadın kendi malından harcasa bile bunları kocasından tahsil edebilir. (bk. Özcan, Ruhi, Hısımlık Nafakası s. 71)
Demek ki kadının kendine ait olan malını, onun izni ve rızası olmadan kocası dahil hiç kimse alamaz. Bu nedenle, kocası vefat eden kadının her türlü mülkiyeti, malı, altını, parası kendinindir, kocasının mirasına girmez.
Miras Hakkı
İslamdan önceki dönem de kadının miras hakkı yoktu.
İslamın getirdiği kurallar ile kadınlar da, erkekler gibi miras alma hakkına sahip oldular. Kuran’da şöyle buyurulur:

“Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisa Suresi, 11)
Bu âyet, Kur’ân’ın tesbit buyurduğu İslâm miras hukukuna giriş mahiyetindeki birkaç temel esası ihtiva etmekte ve çok önemli bir ikazda bulunmaktadır. İhtiva ettiği esaslar şunlardır:

- Erkek gibi, kadın da mirastan pay alır.
- Kişi vefat etmekle, geride bıraktığı malları mirasa konu olur.
- Mirasa konu mallarda azlığa ve çokluğa bakılmaz.
- Mirasa konu malın taşınabilir veya taşınamaz olması önemli değildir.
- Yakın akraba varken, uzak akrabaya mirastan pay düşmez.
- Mirasçı, (Sünnet’le tesbit buyurulan, katilin öldürdüğü mal sahibine mirasçı olamayacağı gibi istisnaî durumlar dışında) mirastan mahrum bırakılamaz.
Âyette yer alan çok önemli ikaz ise şudur: İslâm öncesi dönemde kadına mirastan pay verilmezdi. Âyet, kadını ayrıca belirtmekle ve onu andığı yerde mirasa konu mal için az olsun çok olsun ifadesini kullanmakla, mirasa konu mal azdır gibi bahanelerle kadının asla mirastan mahrum bırakılamayacağını ve erkekler gibi kadınların da mirasta pay sahibi olduklarını bilhassa vurgulamaktadır.
Ayrıca kadının miras hakkı değerlendirilirken İslam öncesi duruma da bakmak gerekir.
İslam öncesi Arap toplumlarında, kadınların miras hakkı yoktu. Miras sadece erkeklere ait bir haktı. Kız çocukları, evlendiklerinde babalarının mallarının bir kısmına sahip olabilirdi, ancak dul kadınlar ve bakire kız çocukları mirasçı olarak kabul edilmezdi.
“İslam, kadınların miras hakkını tanıyan ilk dindir.”
Evlilik Hakkı

İslam’a göre kadınlar, erkeklerle eşit olarak evlenme hakkına sahiptir. Kur’an’da şöyle buyurulur:
“Bir de harp esiri olarak elinize geçen cariyeler dışında, evli kadınlarla evlenmeniz Allah yazısı olarak haramdır. Bunların dışındakileri ise, zinadan kaçınıp namuslu yaşamak üzere mallarınızla istemeniz size helal kılındı. O halde hangisiyle nikah ile münasebette bulundunuzsa mehirlerini kendilerine bir farz olarak verin. O mehri kesiştikten(mehir konusunda anlaştıktan sonra) sonra aranızda bir değişiklik yapmak hususunda anlaşmanızda da size bir günah yoktur. Her zaman Allah hakkıyla bilen mutlak hüküm sahibidir.” (Nisa Suresi, 24)
“İçinizden kim hür olan mümin kadınları nikahla alacak mali güce sahip değilse, ona da sahip bulunduğunuz mümin cariyelerinizden efendilerininde rızası ile nikahlayın. Allah, kadrinizi imanınız ile çok iyi bilir. Siz müminler hep birbirinizden sayılırsınız, o halde fuhuşta bulunmayan gizli dost edinmeyen, namuslu yaşamakta olan cariyeleri sahiplerinin izniyle nikahlayınız, mehirlerini de güzelce kendilerine veriniz. Eğer evlendikten sonra bir fuhuş irtikap ederlerse o vakit bunlara, hür kadınlar üzerine terettüp edecek cezanın yarısı lazım gelir. Bu durum sizden günaha girmek korkusunda olanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber Allah günahları bağışlayandır, merhamet edendir.” (Nisa Suresi, 25)
Bu iki âyette Kur’ân, çok önemli bir içtimaî realiteye parmak basmakta ve cariye konusuna da ayrı bir açıklık getirmektedir. Önceki âyette, hür ve mü’min kadınlarla evlenecek erkeklerin zina gibi sefahat yollarına sapmamaları uyarısında bulunulurken, bu âyette cariyelerin aynı yollara sapmamaları ikaz buyurulmaktadır. Yine, cariyelerle evlenme hususu, gayr-ı meşrû yollara sapmaktan korkan mü’min erkekler için söz konusu edilmektedir. Buradan anlaşılmaktadır ki, erkekler, kadınlardan daha çok gayr-ı meşrû yollara sapma eğilimindedirler.

İkinci olarak, hür ve mü’min bir kadın, böylesi kötü yollardan, bu yollar kendisi hakkında düşünülemeyecek derecede uzaktır ve iffetine düşkündür. Buna karşılık, cariyelerin kötü yollara sapma ihtimali söz konusudur.

Demek oluyor ki, İslâm’ın nazarında gerçek ve her bakımdan hürmete lâyık kadın, hür, iffetli ve mü’min kadındır. Buna karşılık, mü’min de olsalar, iffet düşüncesi çok gelişmemiş kadınlar için aynı itibar söz konusu değildir. Dolayısıyla, zina gibi sefahat yolları ve bir kadının kendisini dişiliğiyle nazara vermesi, gerçek insaniyetten uzaklaşma demektir ve böyle kadınlar, hiçbir zaman mü’min ve iffetli kadınlar değerinde olamaz ve onlarla aynı kategoride değerlendirilemezler.
Aynı şekilde, kadına bir cinsellik nesnesi olarak bakma da yine insaniyetten sükut etme demek olup, ona bu nazarla bakanlar da, nezih İslâm toplumunun saygıya lâyık üyesi olamazlar. Buradan, İslâm nazarında zina ve fuhşun, insanı hayvanlardan bile daha sefil bir vaziyete düşüren nasıl bir rezalet olduğunu da anlıyoruz. Çünkü hayvanlar âleminde de şehvet, üremeye yönelik olup, hiçbir zaman her halükârda ve herhangi bir şekilde tatmini gereken bir arzu değildir; yani, bu âlemdeki cinsî muamelelerde sefahat mahiyeti yoktur. Meselâ develer, dişilerinin idrarını döllenmiş olup olmadıklarını anlamak için koklar ve döllenmiş olanlara dokunmazlar.
Boşanma Hakkı
Boşanma Allah’ın sevmediği bir tasarruftur, bu sebeple boşamadan önce sabırla ve ısrarla devam etmeyi denemek gerekir.
Ancak iki tarafın veya tek tarafın olanca gayretine rağmen evlilik birliğinin, yukarıda işaret edilen fonksiyonu yerine getirerek devam etmesi mümkün görülmediği, bu kanaat hasıl olduğu zaman da ayrılma meşru olacaktır.
İslam hukukunda kocanın doğrudan (araya mahkemeyi sokmadan, mali külfeti yüklenerek) boşama (talak) hakkı bulunduğunu bilenlerin çoğu, evlilikten memnun olmayan, haksızlığa uğrayan kadınların –kocaları istemese bile boşanma haklarının bulunduğunu bilmemekte ve bu yüzden ileri geri sözler etmektedirler.
Halbuki bugün dünyanın birçok ülkesinde uygulanan, sebeplerini ileri sürerek mahkeme yoluyla boşanmayı talep hakkı İslam hukukunda kadına da tanınmıştır. Bu hak, mahkemeye değil de hakemlere başvurularak da kullanılabilir.
Ayrıca kadın, evlenme akdi yapılırken veya daha sonra kocasından boşama hakkı da alabilmekte ve gerektiğinde bu hakkı kullanarak doğrudan (kendi iradesiyle)boşanabilmektedir.
Kadının talebi üzerine ve hukukî sebeplerin bulunması halinde hakimin evliliğe son vermesi Hanefîlerce çok dar sınırlar içinde söz konusu olduğu için Hukuk-ı Aile Kararnamesine (A.K.) kadar Osmanlı ülkesinde revaç bulmamıştır.
Mezkûr kanunun kabulü üzerine hakimin salahiyeti genişlemiş, diğer İslam ülkeleri de iktibas ve genişletme yoluyla aynı müesseseyi geliştirmişlerdir.
Adalet ve Güvenlik Hakkı
İslam’a göre kadınlar, erkeklerle eşit olarak adalet ve güvenlik hakkına sahiptir. Kuran’da şöyle buyurulur:

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.” (Hucurat Suresi, 13)
Bu ayette, insanların eşit yaratıldığı ifade edilmektedir. Bu hüküm, kadınlar için de geçerlidir. Kadınlar, erkeklerle eşit olarak adalet ve güvenlik hakkına sahiptir.
İslam’da adalet, herkesin hak ettiği şeyi alması anlamına gelir. Bu, hem erkekler hem de kadınlar için geçerlidir. Kadınlar, erkeklerle hukuk önünde eşitliğe sahiptir. Hiçbir kadın, cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa uğratılmamalıdır.
Güvenlik ise, insanların zarar görmesinden korunması anlamına gelir. Bu, hem fiziksel hem de psikolojik güvenlik anlamına gelir. Kadınlar, erkeklerle eşit olarak fiziksel ve psikolojik güvenlik hakkına sahiptir. Hiçbir kadın, şiddete, tacize veya istismara uğratılmamalıdır.

Ayrıca, Kuran’da şöyle buyurulur:
“Ey iman edenler, hak ölçülerle hareket edip adaleti yerine getirmeye uğraşan hakimler, Allah için şahitlik yapan kişiler olunuz. Gerek kendileriniz veya ana-babanız yahut en yakınlarınız aleyhine olsun; gerek zengin, gerek fakir olsun. Çünkü Allah, ikisinden de önceliklidir. Bundan dolayı adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Şahitlik yaparken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa Suresi, 135)
Bu ayet, tüm Müslümanlara adaletli olmalarını emretmektedir. Bu, hem erkekler hem de kadınlar için geçerlidir. Kadınlar, erkeklerle eşit olarak adalete sahip olmalıdır.
İslamda Kadın Hakları, burada yazdıklarımla sınırlı değildir, bu konuda daha bir çok örnek gösterilebilir. Günümüzde teknolojik imkanlar bir çok bilginin evimize kadar uzanmasına imkan sağlamaktadır. İslam dinine mensup olduğunu ve Allah’a iman ettiğini söyleyen kişi dini yaşam üzerine birilerine körü körüne inanmak yerine dinini araştırmalı ve hayatını onun üzerine bina etmelidir.
Allah bu konuda samimi olarak araştırma yapmak isteyene kolaylık ihsan edecektir. Sağlıcakla kalın, Allah’a Emanet Olun!
Kaynak: