Zaman akıp giderken avuçlarımızın arasından kıymetini sonra anlıyoruz gidenin ve yitirilenin. Yıl 2024 olduğunda hepimiz için yeni yıldan beklenenler ve eski yıldan arta kalanlardır hayatımızı anlamlandıran. Geçmiş kaderin trikotajında örülmüşken, geleceğe dair yeni ipler tezgâha sarılmakta. Tarih geçmiş dönemlerin müzesidir. O müzede dolaşmak bazen keyifli bazen ibretli bazen de hüzünlü olabilir. Ancak bu müzenin de kendine göre uyulması gereken kuralları vardır. Öncelikle saygı. Tarihin tozlu sayfalarında yaşananlara saygı göstermek zorundasınız, saygı duymasanız da. Bir başka ifade ile tarihte geçen olay, kişi ve fikirlere saygı duymayabilirsiniz ancak o dönemin dinamiklerini de hesaba katarak saygı göstermek zorundasınız. Saygı duymak ayrı, saygı göstermek ayrıdır.

2023 yılını bitiriyoruz. Milyarlarca insan yeni yılın gelişini heyecanla bekliyor. Dünya üzerinde Miladi takvimi kullanan ülke sayısı 170 civarıdır. 1582 yılında kabul edildiği söylenen miladi takvimi dünya üzerinde kullanmayan ülke sayısı hali hazırda ise 48’dir.
Tarih kitaplarında Gregoryen takvimi olarak da ifade edilen miladi takvimin Papa XIII. Gregorius tarafından yaptırıldığı yazar. Daha önce kullanılan ve Jül Sezar tarafından milattan önce 46 yılında kabul edilen Jülyen takvimi yerini Gregoryen’e bırakmıştır.
Yılbaşı, miladi takvime göre Hz. İsa’nın doğumunu sıfır başlangıç olarak alır ve Güneş’e göre hazırlanmıştır. Yılbaşı; 31 aralık gecesi ile 1 ocak gecesinin ilk dilimlerini kapsayan zamanı ifade eder. Yılbaşı yeni bir takvim yılına geçişi ifade ettiği için dünyanın neredeyse tamamına yakını bugüne özel bir anlam ithaf eder. Her ne kadar Hz. İsa’nın doğum tarihi olarak batı ve doğu kiliseleri farklı tarihleri kabul etse de yılbaşı dünyada aynı günü ifade eden zaman dilimlerinde kutlanır.

Türkiye’de ise ilk Yılbaşının İstanbul’da 1926 senesinde kutlandığı yazmaktadır. Miladi takvim 26 Aralık 1925 tarihinde çıkan bir yasa ile takip eden yıldan itibaren kullanılmak üzere kabul edildiği düşünülürse yılbaşı kutlamakta hiç de vakit kaybetmemişiz demektir.
Hz. İsa Kuran’ı Kerim de zikredilen ulu’l-azm peygamberlerdendir. Beş büyük peygamber olarak ifade edilen peygamberler: Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Mustafa’dır. (sav)

Hz. İsa Kur’an-ı Kerim’de ben-i İsrail olarak da tarif edilen kavme gönderilmiştir. Hz. İsa’ya yaratılış benzerliği bakımında ikinci Adem de denilmektedir. Doğduğu yerin bugün Kudüs sınırları içinde yer alan Beytüllahim olduğu söylenmektedir. İncil Yeni Ahit’te Hz. İsa’nın doğumuna kılavuzluk yapan bir yıldız olduğu yazılıdır. Ve buna Beytüllahim yıldızı denilmektedir. Bu yıldızın hatırasına Hristiyanlar her Noel günü çam ağacına Beytüllahim yıldızını yerleştirirler. Bu ritüel yüzyıllardır geleneğini sürdürmektedir.
Hz. İsa Aleyhisselamın doğum hadisesi insanlar arasında hep tartışma konusu olmuştur. Söz konusu tartışmanın en temel sebebi Hz. İsa’nın Hz. Âdem’e olan benzerliği sebebiyledir. Çünkü Hz. Âdem yaratılan ilk insan olması sebebi ile diğer insanlardan farklı olarak bir anne ve babadan dünyaya gelmemiş, Allah’ın direkt topraktan yarattığı ve hayat bahşettiği fert olarak dünyaya gönderilmiştir. Hz. İsa ise bir annesi olmasına karşın sebepler dairesinde bir baba figürü söz konusu değildir. Sebeplere perestiş eden (tapan) insanlar, Hz. İsa’nın doğumunu tanımlayamadıkları ve anlamlandıramadıkları için ilahi bir güç atfederek teslis inanışının doğmasına sebep olmuştur.

Pagan kültüründen kalan bir alışkanlık olarak insan oğlu anlamlandırmakta güçlük çektiği doğaüstü olaylara kendince bir anlam vererek onları nesnelerle sembolize etmekteydi. Hristiyanlık da bundan nasibini aldı.
Kur’an-ı kerimde olay tüm netliği ile resmedilmektedir. İnsanların ihtilafa düştüğü ve kimsenin şahit olamadığı Hz. İsa’nın yaratılış hikayesi şöyle anlatılmaktadır:

“(Resulüm) Kitap’ta (bir iffet abidesi olarak) Meryem’i de gündeme getir. Hani o (kendisin Allah’a adamış; ilim, ibadet ve tefekkür için) ailesinden ayrılarak (mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti. Meryem (iffetin ve mahremiyetin gereği olarak) onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. (Kimsenin görmediği alanda kendini ibadete ve tefekküre vermişti) Derken biz ona (Cebrail diye anılan) ruhumuzu gönderdik. O, ona normal bir insan olarak göründü.
(Çok iffetli olan) Meryem (etrafına perde gerdiği halde karşısında tanımadığı bir erkeği görünce irkildi ve) Senden (sınırsız merhamet sahibi) Rahman’a sığınırım. Eğer (sen) Allah’tan çekinen biri isen (bana yaklaşma, benden uzak dur) dedi. (Cebrail: “Korkma! Benden sana zarar gelmez) ben dedi sana rabbinden gönderilmiş bir elçiyim; sana (Adem’in yaratılışına benzer şekilde babasız olarak dünyaya gelecek olan) tertemiz bir erkek çocuk müjdelemek için gönderildim. Meryem (hayret ve şaşkınlık içinde sordu) “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. (Cebrail) Dedi ki; (Evet) bu dediğin doğru. (Ancak) Rabbin buyurdu ki Bu (iş) benim için çok kolay. (sadece “Ol” emrimle, senin karnında babasız bir çocuk yaratacağım) ve (babasız doğumu ile) onu insanlara bir mucize ve katımızdan bir rahmet kılacağım. Bu zaten (ezelden) hükme bağlanmış bir iştir. (Meryem S. 16-22)
Meryem ismi: “Kendini mescidin hizmetine adayan, ibadet eden, dindar kadın anlamına gelir. Meryem ismi bir semboldür. Öncelikle adanmışlığın ve iffetin sembolü. Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde adı geçen bu kutlu insan Tahrim Suresinde de anılmaktadır:
“Müminlere bir misal de İmran Kızı Meryem’dir. Yahudilerin iddia ettiğinin aksine) o iffetini korudu. (İsa’yı dünyaya getirmesi için) biz ona ruhumuzdan üfledik. Meryem, Rabbinin vaatlerini ve vahiylerinin doğruluğunu (şevksiz şüphesiz) tasdik eden (son derece dindar, ihlaslı ve) itaatkâr bir kadındı. Hz. İsa’yı dünyaya getiren Hz. Meryem Yahudiler tarafından ayıplandı ve cezalandırılmak istendi.
Yine Kur’an-ı Kerim’de bu olay şu şekilde resmedilmektedir: “(Böylece Meryem kalbi huzur ve güvenle dopdolu bir halde) Çocuğunu alıp halkın içine çıktı. (Onu bu halde gören ön yargılı insanlar, olup biteni anlamak için birkaç soru sormaya bile gerek görmeden) Dediler ki; Ey Meryem! Sen ne çirkin bir iş yaptın öyle! Ey Harun’un kız kardeşi! (Sen bir peygamber soyundan geliyorsun üstelik) Senin baban (İmran’da) kötü bir insan değildi; Annen (Hanne bintu fakuz) de iffetsiz (bir kadın) değildi. (Böylesine asil bir ailenin çocuğu olarak nasıl bu duruma düştün?))

Bunun üzerine (Sükut-Susma- orucunda olan) Meryem (bana değil, ona sorun o size her şeyi anlatır dercesine) çocuğa işaret etti. (Kavminden bazıları) “Biz, beşikteki bir çocuk ile nasıl konuşuruz.” Dediler. (Bu sözün ardından büyük bir mucize gerçekleşti ve beşikteki çocuk şöyle dedi:) ben Allah’ın kuluyum. O, bana (adı İncil olan) kitabı verdi ve beni peygamber yaptı.” Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürede bana namazı ve zekâtı emretti”. “Ve(özellikle) anneme güzel davranmamı (emretti.) Beni azgın bir zorba yapmadı. Doğduğum gün de öleceğim gün de kabirden kalkıp dirileceğim günde Allah’ın selamı benimle beraberdir.” İşte (Yahudilerin) hakkında şüphe ettikleri (Hristiyanların kendisini ilahlaştırdığı) Meryem oğlu İsa hakkında (tamamı) gerçek (olan) açıklama budur.
SON AKŞAM YEMEĞİ

Milano’da Santa Maria della Grazie katedralinin yemekhanesinde yer alan Leonardo Davinci’nin “Son akşam yemeği” eseri. Yüksek Rönesans döneminin mükemmel bir örneği olan bu hikaye tablosu 1495 – 1498 yıllarında yapılıyor. Bu Freks, Duke Lodovico Sforza’nın talebi ile Davinci tarafından gerçekleştirilmiş yağlı boya bir eserdir. Hıristiyanlık inanışına göre Hz. İsa’nın Romalı askerlerce tutuklanmasından bir gün önce (Pesah günü) havarileriyle yediği son akşam yemeğini ifade eder. Bu tabloda Hz. İsa ve 12 havarisi ile kendisine ihanet edecek olan (Juda) Yahuda İskariot da yer almaktadır.
Hz. İsa’nın doğumu ihtilaf konusu olduğu gibi vefatı da aynı şekilde ihtilaf konusu olmuştur. Hıristiyan kaynakları farklı bir tablo çizerken Kur’an-ı Kerim olayın yine sanıldığının aksine bambaşka olduğunu haber verir.
Hz. İsa’nın havarileri ile yaşadığı o son akşam ne oldu ve ertesi gün neler yaşandı işte insanlık tarihinin en gizemli ve üzerine birçok yorum yapılan bu olayı sizlere farklı bir anlatım dili ile sunmak istiyorum: Gelin bundan yaklaşık 2000 yıl öncesine hayalen Kudüs’e gidelim ve o yüce Mesih İsa Aleyhisselam’ın o son akşam yemeğine ve akabinde yaşananlara bizde iştirak edelim.
“Havada ölüm kokusu vardı…

—DEVAM EDECEK—